islamda emir ve yasakların mahiyeti

                              

İslam Hukuku Araştırmaları

No:37      -       Ağustos 2009

İSLAM’DA EMİR VE YASAKLARIN MAHİYETİ

İsmail Serdar FİDAN

       1-GİRİŞ

Tüm mahlûkatın, varlığın, yokluğun yaratıcısı, sonsuz ilim ve hikmet sahibi olan yüce Allah, arzdan arşa, zerreden kürreye hiçbir şeyi boş ve gereksiz yere yaratmamıştır. Onun yarattığı istisnasız her şey, koyduğu her hüküm, bizim için belirli veya belirsiz, çok çeşitli veya sayısız menfaatlere, faydalara, rahatlıklara ve kolaylıklara ulaşabilmemiz için yaratılmış ve bizlere sunulmuştur.  Bizim de bu düşüncelere karşı hiçbir şüphemiz, en ufak bir tereddüdümüz dahi bulunmamaktadır. Zaten her saat değil neredeyse her an düşünce dünyasını Allahın boş ve gereksiz eylemlerden uzak olduğu mutlak bilgisiyle yapılandıran bilinçli Müslüman, dış dünyasını, çevresini ve ortamını da bu düşüncelerle billurlaştırmasını bilmelidir.

Günümüz insanının dominant problemlerinin nedeni olan zihinsel karışıklığın kökeninde Allah’a güven duygusunun zayıflığı yatmaktadır. Modern insan bugün diliyle Allah hiçbir şeyi boş yere yaratmadı, hiçbir emri gereksiz yere vermedi, hiçbir şeyi boşuna yasaklamadı şeklinde bu mutlak doğruyu kabul etse de, bindir safsatayla bulandırılan, kirletilen, bönleştirilen zihinler bunun tam aksine ram olmaktadırlar.

Bugün artık dosdoğru olan doğrular, rölatif doğruların önüne geçecek, temelsiz düşünceler susacak, Allah’ın hükmü konuşacaktır.

2-GENEL OLARAK İSLAM’IN AMACI

İslamın genel olarak amacı Allahın yaratıp dünyada vazife verdiği insanların geçici olan dünya hayatında ve sonsuz olan ahiret hayatında mutlu olmalarını sağlamaktır. Asıl amaç budur fakat yüce yaratan insanlara başıboş hayvanlar gibi yaşayıp ölmelerini istememiş onlara dünyada görevlerini tevdi etmiş ve belirli bir sınır koymuştur. Bizlerden de ne olursa olsun bu sınırlar(hududullah) içinde yaşamamızı istemiştir.

 Kabaca anlattığımız bu basit sınır Allahın emir ve yasaklarıyla oluşturulmuş ilahi bir huduttur. Bir kul bu sınır içinde yaşadığı müddetçe ilahi ve saf mutluluktan asla kopmayacaktır. Bu hududu gereksiz yere ihlal etmekse Allahın çok sevdiği kullarına kızmasına neden olacaktır. Emirlerine riayet edenlere cennetle, etmeyenleri ise cehennemle kazandıklarının karşılığını verecektir.

Ana hatlarıyla temas ettiğimiz bu husus Allahın bizlerle emir ve vaatlerinin ne kadar açık ve anlaşılabilir olduğunun göstergesidir.

 

O halde yeryüzündeki insanlar hududullaha göre üç farklı durumda bulunuyorlar. Bunlar:

1-sınırlara riayet edenler – bilinçli Müslümanlar

2- sınırın içinde olup sınırlara riayet etmeyenler – bilinçsiz Müslümanlar, fasıklar

3-sınırın tamamen dışında olanlar – kâfirler.

Bu üç grup insan üçünün de Allaha karşı fikirleri ve düşünceleri farklı iken nasıl olur da Allah’a karşı konumları aynı olur. Nasıl bir grup Allah’a itaat etsin, çaba göstersin, diğer grup Allah’a düşman olsun sonra da ebedi âlemde iki grupta cennete girsin. Böyle bir adalet düşünülebilir mi. tabii ki düşünülemez. Bunun önüne geçmek için Allah ta en başından bizleri peygamberlerle, kitaplarla, âlimlerle ve değişik alametlerle gerçek doğruya çağırmış, kendisine itaat etmemizi istemiştir. İşte İslam’da ki emir ve yasakların temelini kabaca anlattığımız bu hususlar oluşturmaktadır. Şimdi ise bu emir ve yasakların ulûhiyetini kavramak ve anlamak için konumuzu biraz daha derinleştirelim.

3-  EMİR VE YASAKLARDA TEREDDÜTLER

İslam nizamı ne bazı cahillerin anladığı gibi sırf Allah ile kul arasında soyut bir din, ne de İslamın hükümlerini ağır zanneden dini bilmezlerin dediği gibi diktacı, totaliter bir din değildir. İslam orta yolu en güzel biçimde temsil eden Allah’ın dosdoğru nizamıdır. İslam Allah’ın razı olduğu yegâne düzen olması sebebiyle, en küçük kıyafetinizden tutunda, devletin nasıl yönetileceğine kadar her konuda Müslümanlara yol gösteren ilahi bir sistemdir. o halde şöyle bir soru akıllara gelmiyor değildir. İslam en ufak şeyden en büyük fiile kadar her şeye karışıyor da bu nasıl bir diktatör rejim veya zorlama olmuyor? Bu suale birkaç şekilde cevap vermemiz mümkündür.

               1-İslam da zorlama yoktur. Herkes kendi rızasıyla iman edip bu dine girmiştir. Ve İslam’ın emir ve yasakları yalnız inananları bağladığı için İslam’a giren kişi ‘dünyaya Allah karışacak ‘ seçimini en başından kendi rızasıyla yapmış demektir.

2-Her şeyi Allah Teâlâ kendisi yaratmıştır. Canlı cansız her şey onundur. O halde insanlara canlı ve cansız her şeye müdahale etmekte Allahın hakkıdır. Bizler sadece ona itaat etmekle görevli halifeler olmalıyız. Allah dileseydi bizler bir an bile onun huzurundan ayrılamazdık. Fakat lütfu bol rabbimiz bizlerin rahat hareket edebilmesi ve gerçek iyiliğe kendi gayretlerimizle ulaşabilmemiz için bizlere kısmi irade bahşetmiş ve kâmil bir imtihana tabi olabilmemiz içinde bizleri fiilen zorlamamış mühlet vermiştir.

Tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda nasıl oluyor da İslam ceberut bir sistem olarak telakki edilebiliyor, bu gerçekten hayret vericidir. Es-sabur isminin manasıyla Allah gerek kişisel gerekse toplumsal günahların cezalarını vermede aceleci değildir. Bu bakımdan İslam dini Allah’ın sistemidir, islamı kabul eden kişi her türlü hareketinde İslamın kurallarına uymak zorundadır. Bu kuralları beğenmeme gibi bir lüksü yoktur.

İslamın emir ve yasaklarına dair diğer bir eleştiri ise bu emir ve yasakların çok ağır olduğu iddiasıdır. Bu iddia ise dini bilmeyenlerin safsatalarından başka bir şey değildir. Örneğin yeryüzünde yenilecek yüzlerce yiyecek vardır. Fakat şari bu yüzlerce yiyecek içinden birkaç türünü yasaklamıştır, yüzlerce içecekten birkaç türünü yasaklamıştır. İslamda mülkiyet hakkı dokunulmazdır İslam belirli bir miktardan sonra şahısların mallarının %97,5 ini mal sahiplerine bırakmış sadece %2,5 ini zekât olarak vermelerini emretmiştir. İnsanlara günde 24 saat zaman vermiş bu zamanın 1 saatini namaz olarak istemiştir. 11 ay yeme içmeyi helal kılmış sadece bir ay, oda sabahtan akşama kadar, yeme içmeyi yasaklamıştır. Örnekler çoğaltılabilir. Bu şekilde düşünüldüğünde Allah zalim değil düzen kurucudur. Tıpkı ana babanın evladına oğlum/kızım kötü insanlarla arkadaşlık etme, akşamdan önce evde ol, terli iken soğuk su içme demesi gibi. Sizce bu ebeveynler zalim midirler? Elbette hayır. Bu tavırlar anne babanın evladını koruması, onun zarar görmesini istememesi sebebiyle koyduğu kuralların bir neticesidir. Tıpkı bizleri çok seven rahmet sahibi Allah’ın bizim maslahatlarımız için kural koyması gibi.

Durum böyle iken Allahın bizlere eziyet vermesi için emir ve yasaklarda bulunduğu kesinlikle düşünülemez. Tekrar etmek gerekirse, El-hakem olan Allah fiiller ve nesneler içinde pek az şeyi yasaklamış, pek az şeyi emretmiş, çoğu şeyi de haddi aşmamak kaydıyla bizlere helal kılmış bizlerin inisiyatifine bırakmıştır. Bu özellikleriyle yeryüzünde islamdan başka hiçbir rejim, hiçbir din İslam kadar ayakları yere sağlam basan, aynı zamanda çağın gereksinimlerine çareler bulabilecek kadar esnek özelliklere sahip değildir. Çünkü o ezeli ve ebedi olan Allahın nizamından başka bir şey değildir.

4- EMİR VE YASAKLARDAKİ HİKMET MESELESİ

İslamın emir ve yasaklarının konuş sebepleri çok uzun yıllar öncesinden merak edilegelmiş sorular silsilesini oluşturmaktadır. Allah bu kuralları niçin yâda hangi sebeplere dayanarak koymuştur, bu emir ve yasaklarda hikmetler var mıdır, varsa ne gibi hikmetler gözetilmiştir gibi sorular âlimlerin de zihinlerini meşgul eden konular arasına girmiştir. Özellikle emir ve yasaklarda hikmetin olup olmadığı ihtilaf konusu olmuş ve iki ehlisünnet mezhebi eş’ari ve maturidi kelamcıların tartışmalarına sahne olmuştur.

Öncelikle konumuzla ilgili olarak hikmetin kısaca tanımını yapacak olursak şu şekilde kavramı belirginleştirebiliriz: hikmet kavramı değişik amaçlarla kullanılagelen geniş bir anlam yelpazesine sahiptir. Örneğin, bu işin hikmeti nedir? Diye sorulan bir soru, bu işin amacı nedir, faydası nedir, yapılış sebebi nedir, mahiyeti nedir? Gibi soruları bünyesinde barındırır. Hikmet kelimesi halk arasında ise genelde akıl erdirilemeyen eylemler ve varoluşlar için kullanılır. K.kerimde de çok geniş anlamlarda kullanılan hikmet kavramı aynı zamanda Allahın en güzel isimlerinden biri olan El-hâkim ismi hikmetle alakalı olarak en büyük hikmet sahibi olarak dilimize kazandırılmıştır. Hikmet, Hakem ve hâkim kelimeleri ile aynı kökten gelmektedir. Bu sebeple Allahın el-hâkim ismi hikmeti gayesi olmadan hiçbirşeyi yaratmayan olarak yorumlanmaktadır. Tüm bunlarla ve islamın emir ve yasaklarıyla ilgili olarak hikmet: ‘eşyanın ve fiillerin tabiatında mevcut olan sırlara vakıf olmak, işin içyüzünü, gerçek tarafını kavramak ve bilinmeyen yönlerine nüfuz etmektir.’ şekilde tanılanmıştır. Öyleyse ihtilaf konusu nerede ve nasıl cereyan etmektedir şimdi ona bakalım.

Eş’arinin Görüşü: eş’ariler Allahın emir ve yasaklarında hikmetin aranmasını doğru bulmazlar onlara göre  ‘’istikmal bil-gayr’’ yani Allah’ın kendi dışında bir şeyle kemal kazanması mümkün değildir. Allah neyi emrederse hikmet odur, neyi men ederse hikmet odur. hikmet emrin veya nehyin kendisidir, emrin ve nehyin sonucu değildir.

Maturidinin Görüşü: emir ve yasaklarda belirli hikmetlerin gözetildiğini savunan maturidi ve mutezililer konuya şu açıdan yaklaşırlar: Allah bir şeyi yaratmadan ve bir emri vermeden önce bunun üzerinde ne gibi güzel ve hoş şeylerin terettüp edeceğini ezeli ilmi ile önceden bilir, yarattığını bu bilgi istikametinde yaratır. Ve düşüncelerini şu şekilde sağlamlaştırırlar.

Allahın  fiillerine  vücup  yoluyla değil lüzum yoluyla terettüp eder.lüzumdan maksat fiillerin hikmetsiz olmamasıdır.zira Allahın fiilerinde bir hikmet olmasaydı saçma olması icap ederdi.Allah ise bundan münezzehtir.

 Bu  düşünceler çok farklı noktalarda gözükse de birleştikleri tek bir ana nokta vardır.islamın emir ve yasakları Allah’ın istekleridir ,mutlak doğrudur ve kesinlikle uygulanması gerekir.Aradaki fark ,eş’ariler Allahın hikmetinden sual olunmaz biz onu bilemeyiz derken maturidiler Allah gereksiz bir iş yapmaz bizler bunlardan bazılarının hikmetini bilebiliriz derler.

Bu iki farklı fakat doğru yorumlama bizlere şu şekilde bir suali hali hazır ediyor: bizler Allah’ın emir ve yasaklarını hangi sebeplere dayalı olarak yerine getireceğiz? Buna birkaç noktada cevap vermek istiyorum.

1-     İlahi emir ve yasaklara öncelikle sırf Allahın emri olduğu için riayet edeceğiz.

2-     İlahi emir ve yasakları dünya ve ahiret maslahatlarımız için yerine getireceğiz.(dünya ve ahiret maslahatları açıklanacaktır.)

Birinci madde biraz daha eşarinin görüşlerine yakındır. Bizler emir ve yasakların tam olarak hikmetlerini ve doğuracağı sebepleri bilemediğimizden dolayı Allaha güvenerek onun yap dediklerini yapıp yapma dediklerini yapmayarak mübah kıldığı şeylerde de haddi aşmayarak doğru yolu n takipçisi olabiliriz.

İkinci madde ise bize günlük hayatımızda kolaylıklar sağlamaya yönelik bir usuldür. zihin bazı şeyleri neden yapıp yapmadığını sorgulayabilir. Belirli hikmetlere yönelik hareket ettiğini bilen beyin ve kalp mutmain olur, kemale erer. Burada dikkat edilecek husus ikinci madde asla birincisinin önüne geçirilmemesi olacaktır. Aksi takdirde asli maslahatlar bilinçsiz kişiler tarafından zayi edilebilir. Bir örnekle açıklayalım.

Örneğin içki yasağı Allahın kati emridir. Hikmeti de bilebildiğimiz kadarıyla aklı gidermesi, insanların arasına buğz ve kin sokmasıdır. Bir adam sadece bu kıstası ele alarak ‘’benim bünyem sağlam az içki beni etkilemiyor, hem ben içince eve gidiyor yatıyorum kimseye bir zararım yok’’ deyip fazla kaçırmamak şartıyla içki içebilir. Buna ne dersiniz. Bu sağlı bir düşünce değildir.

Ya da birisi kalkıp ortaçağda kadınların mirasta zaten hakkı yoktu islam onlara yarı hak verdi şimdi ise kadın ve erkeğin mirasta hakkı eşit olmalı islamdaki asıl hikmet bu derse bu doğru mu olacak? Elbette hayır. Neden? Çünkü biz fiillerimizi Allahın emir ve yasaklarına göre tayin ediyoruz. Onun kesin kararları hiçbir devirde değişmeyecekti. Çünkü tek taraflı bir maslahat gerçekleşecek diye bin taraflı bir maslahat ilga edilemez. Allah’ın emir ne ise esas odur.

Şöyle bir misal verelim. Bir baba öz evladını kesebilir mi? Allah isterse elbette keser. Şöyle ki:  kuran-ı kerimde her aile ilk doğan çocuğunu Allaha kurban edecek diye bir emir olsaydı(teşbihte hata olmaz).ne yapacaktık yaratana isyan mı edecektik. Küçük sevgi için büyük sevgiyi mi terk edecektik. Tabiki hayır. Fakat o zaman da Allah’ın bu imtihanını bazı çevreler tıpkı kurban bayramında olduğu gibi vahşilik olarak nitelendireceklerdi. Fakat ne olursa olsun teslim olmuş bir Müslüman gereğini yerine getirecekti. Bazılarımıza bu yadırgatıcı gelebilir. Fakat unutmayın ki bir peygamber bu şekilde imtihan edildi. Ve o hiçbir tereddüt duymadan bu işi yapmaya oğluyla beraber karar verdi. Ve bugün Allahın böyle bir emri yokken öyle bir şey olsa ben oğlumu, kızımı kesmem diyen varsa gerçek mümin olup olmadığını bir kontrol etsin. Neden? Çünkü Allah bize belki çocuklarımızı kesmeği değil fakat gerektiğinde islam için, Allah ve resulü için harp meydanında topyekûn ölmeyi emrediyor. Bunu bilerek gerçekleri söylüyoruz. Ve inandığımız dava uğrunda her şeyi yapmaya hazır olmamızı öğütlüyoruz.

Yani sonuca kısaca varacak olursak Allah-u Teâlâ boş ve gereksiz emirler vermez. O’nun emirlerinde sınırsız hikmetler, çareler vardır. Biz bu hikmetlerden, Allah’ın bize bildirdiğini,  pek azını bilebiliriz. Çoğu ise Allah’ın katındadır. Bize düşen bu emir ve yasakları en üst düzeyde sorgulamaksızın uygulama gayretini göstermekten başka bir şey değildir.

 

5-EMİR VE YASAKLARDAKİ MASLAHATLAR

Allahın hiçbir işinde ve hiçbir emrinde boş ve gereksiz iş yapmayacağını onun el-hakim isminin tecellisi olarak onun her işinde sonsuz hikmet sahibi olduğunu, fakat bizim bu hikmetlerin çok az bir kısmının bilgisine sahip olduğumuzu daha önce vurgulamıştık. Geçen yüzyıllarda islam âlimleri islamın emir ve yasaklarındaki maslahatları araştırmışlar ve bu maslahatları kendi bilgileri ölçüsünde sınıflandırmak suretiyle islamın emir ve yasaklarla gözettiği maslahatlarla, dünya ve ahiret hayatında gerek fertlerin gerek toplumların ihtiyaç duydukları maslahatların paralellik arzettiğini açıkça ortaya koymuşlardır.

Kuran ve sünnetin emir ve nehiylerinden genel olarak çıkarılan maslahatlar şu şekilde tasnif edilmiştir.


1.DİNİN KORUMASI: islam her şeyden evvel bir dindir ve bu dini kimliğinin gereği olarak onun istekleri birinci planda dini islamı korumak amacına yönelik olarak konulmuştur. Dini hayatı korumak, insan ruhunu gıdalandırmak için ibadetler emredilmiştir.

2.CANIN KORUNMASI: can insanın kendisidir.can olmadan dinin yaşanması mümkün değildir.bu sebeple islamın dünya hayatında en çok dikkat ettiği şey can güvenliği ve yaşam hürriyetidir. Can güvenliğinin sağlanması için islam nizamı çok önemli hükümleri farz kılmıştır. Örneğin haksız yere yaralama ve katletme fiillerinde kısas cezası can güvenliğinin bir numaralı teminatıdır.

3.AKLIN KORUNMASI: akıl bilindiği üzere insanın en önemli unsurlarından biridir. Aklını yitiren insanlar toplumda dikkate alınmazlar ve toplumlara yük olurlar. İslam bu bakımdan akıl hastalarını mükellef tutmamış, onların tedavisiyle Müslümanları görevlendirmiştir. Ayrıca her ne olursa olsun az veya çok aklı gideren her şeyi Müslümanlara haram kılmıştır. Çünkü aklı yerinde olmayan insan her türlü kötülüğü yapabilecek kadar alçalabilir. Bunun için şari aklı gideren içki uyuştucu vb şeyleri yasaklamıştır.

4.NESLİN KORUNMASI: salim bir toplum soyu birbirine karışmış kimin babası kimin çocuğu olduğu bilinmeyen, kimin karısı kimin kocasıyla ilişkisi olduğu şüpheli ,bozuk aile yapısına sahip insanlardan müteşekkil olamaz.islamın karşı çıktığı ve yasakladığı düzen budur.bu gerçekten de çok çirkin birşeydir.aklı başında olan herkes Müslüman olsun veya olmasın bu düşünceyi fıtratının getirdiği bir gerçek olarak kabul etmektedir. Fakat çoğu insan bunun nedenlerini inceleme konusunda gayretsiz kalmak veya islamın emirlerini uygulamamak aymazlığına düçar olmuşlardır. İslam neslin muhafazası için temel prensipler  koymuş ve en başta zinayı haram kılarak tüm toplumun namus emniyetini sağlama cihetine gitmiştir.

5.malın korunması: mal insanların dünyada faydalanmaları için Allah tarafından verilmiş geçici bir matadır. Fakat toplum düzeninin sağlanabilmesi için mülkiyet hakkının muhakkak muhafazası gerekmektedir. İslam mülkiyet hakkının güvenliği için belli başlı iki usulle bunu sağlamaya çalışmıştır. Bunlardan biri: kendisine fazla pay verilen zenginler ellerindekini sımsıkı tutmayacaklar. Her durumda fakirlerin arkasında olacaklar. Bu da ancak infak ve zekat vasıtalarıyla mümkün olacaktır. Bir diğeri ise hırsızlık yapanlar el kesme cezasına çarptırılacaktırlar. Malın korunmasına dair bu iki yöntem islamdan başka hiçbir sistemde yoktur. Sırf ceza vererek hırsızlığın önüne geçmek imkânsızdır. Zira bazı insanlar gerçekten çok zor durumda olduğu için kendisine hiçbir el uzatılmadığı için hırsızlık yapmaktadırlar. işte islam nizamı önce bu kişilerin ellerinden tutmayı emrediyor. fakat  yine uslanmayan olursa hem onarlı uslandırmak hem de başkalarına örnek olması açısından çok ağır bir cezayı hak edenlere uygun görüyor.

 

 

 

 

 

 

7-EMİR VE YASAKLARDA TAABBÜD VE TA’LİL

Dini hitap ve hükümlerin konuluş hükümlerine karşı çoğu alim gibi gazali de kayıtsız kalmamıştır. İmam gazali dini hükümleri gene dinin kendi kuralları içinde nasıl incelenmesi konusunda üç ana maddeyi şu şekilde belirtmiştir.

a)esas itibariyle taabbudi olan hükümler

b)esas itibariyle ta’lili olan hükümler

c)bunların ikisi arasında olan hükümler. (mustasfa II.  67 )

Taabbudi hükümler: Allahın bazı emir ve hükümleri taabbudi hükümler olarak ele alınır. Bu hükümlerin esrarı, hikmeti yada nedeni kesin olarak bilinemez, Sorgulanamaz. Örneğin oruç emrinde olduğu gibi. Niçin biz yılda bir ay oruç tutuyoruz gibi bir soru inceleme konusu yapılamaz. Zira oruç her şeyden evvel bir ibadettir ve Allah rızası için yapılır. Bunun gibi bütün ibadetler taabbudi hükümler sınıfına girer ve gerçek manalarını mutlak olarak ancak Allah bilebilir.

Talili hükümler: Allah ve resulünün koyduğu bazı kural ve hükümler ise talili hükümler olarak tasnif edilir. Talili hükümlerin sebepleri ve illetleri genelde bellidir. Hangi amaçlara yönelik uygulandığı aşikârdır. Örneğin haksız yere birini öldürene kısas cezasının verilmesi, toplumda can emniyetini sağlamak ve kan davalarını önlemek vb. gibi hikmetleri içermektedir. İslam ceza hukukunun medeni hukukun, miras hukukunun çoğu bu şekildeki hükümlerden oluşmaktadır.

İSLAMİ EMİRLERE BATILI BAKIŞ AÇISI

Geçen yüzyılın başlarından itibaren süratle ilerleme gösteren batıdaki gelişmeler göstermiştir ki islamın bazı emirleri bazı istekleri(sünnetler) insan hayatı için son derece önemli bazı gereksinimleri temin etmektedir. Özellikle tıp alanındaki gelişmeler islamın yüzyıllar öncesinden verdiği emirlerin ve yasakların kıymetini daha yenilerde ortaya çıkarmıştır. tabiki bu hakikatler batılının olduğu gibi ,bizim İslami bilinci gelişmemiş Müslüman kardeşlerimizin de hayretlerini üzerine çekmeyi başarmıştır.ne var ki hergün bu alanda gelinen her nokta bizim düşünce sistemimizde bazı aksaklıklara yol açması bakımından bazı elem verici akametlere yol açmaktadır. Bunun sebebi, sanki bizim düşüncemiz, sistemimiz, dinimiz zayıf ve çelimsiz bir teoriymiş de batının pozitif, dosdoğru(!) bilimi bizim dinimizin doğrularını destekleyerek bizim haklı olduğumuzu ispatlamaya çalışıyormuş gibi fuzuli bir düşüncenin şuursuz zihinlerde işleniyor olmasıdır. Ayrıca bu saçma kanat ‘batı islamı doğruluyor islamda bilimi destekliyor’ gibi islam toplumlarını için için yıkan ahmakça bir hipotezin doğmasına neden olmuştur. Bu bakış açısı son derece yanlıştır. Kesinlikle islamın düşünce ve eylem sistematiğine uymamaktadır.

 Şimdi bir örnekle konumuzu açıklayalım.  islam kalp temizliğine olduğu kadar vücut temizliğine de önem vermiş, bu temizliğe dayanarak bir çok emir vermiştir. sözgelimi günde beş defa namazı emretmekle belirli azaları defaatle yıkamayı(farz) dişleri fırçalamayı(sünnet) elbiseyi temiz tutmayı(farz)bedeni temiz tutmayı(farz),saçı taramayı(sünnet) uygun şekilde sakal bırakmayı(sünnet),tırnakları ve arızi kılları kesmeyi(sünnet) ve temizliğe dair birçok şartı Allah ve resulü inananlara emir ve tavsiye buyurmuşlardır. temizlik ve temiz olmak islam da o kadar önemlidir ki vücudunda, elbisesinde hatta bulunulan yerde belirli bir miktardan fazla pislik bulaşması halinde Allah en önemli ibadet olan namazı kabul etmiyor.yine aynı şekilde Rasülullah temizlik imanın yarısıdır diyerek temiz olmadan hiçbirşeyin kamil olmayacağını vurguluyor.islam yüzyıllardır bu düşünceleri savunurken batılılar daha çok yakın zamanlarda temizliğin bilincine varabilmişler, temizliğin ve diğer ibadetlerin  insan sağlığına etkileri,yaşamına etkileri hatta insanın zihin ve düşünce yapısına olumlu etkileri pozitif bilimin araştırma konusu olmaya yenilerde başlamıştır.ve bu araştırmaların sonucu göstermiştir ki islamın en kesin emrinden tutunda en ufak tavsiyesine kadar bütün hükümler insan sağlığı,psikolojisi ve toplum menfaatleri açılarından sayısız faydalar sağlamakta, ve kişisel ve sosyal bütün ihtiyaçları bünyesinde ihtiva etmektedir.

Pozitif bilimin vardığı bu sonuçlar Müslümanların hayranlığını kazanmakla beraber bazı yönleriyle de islam düşüncesinin kâmil bir şekilde zihinlerde şekillenmesine mani olmasına sebebiyet vermektedir. bu konuyu basit bir örnekle açıklığa kavuşturalım. Yukarıda örnek olarak bahsettiğimiz dişleri fırçalamanın resul-ü erkemin sünneti olduğunu hepimiz biliyoruz. Fakat sorumuz şudur. Bugün dişlerini fırçalamayı adet edinen kaç kişi bu fiili peygamberin sünneti olduğu için yapmaktadır? Bilinir ki ezici çoğunluk dişlerini birinci etapta diş sağlığı için fırçalamaktadır, peygamberin sünnetiniyse pek dikkate alan bulunmuyor. İşin ilginç tarafı ise bizim Müslümanlar dinin bu gibi emirlerini batıdan devşirme şekliyle öğreniyorlar. Orucun, namazın, zekatın faydalarını batıdan öğreniyorlar. Sanki biz Avrupalılar söylemeden önce orucun sindirim sistemi için, namazın günlük disiplin için, zekâtın toplum için faydalarını bilmiyorduk da onlar bize gerçekleri öğretti.

Bu tür yanlış algılamaların doğurduğu diğer bir acı sonuç ise emir ve yasaklarla ilgili niyetlerin ifsada uğramasına yol açılmasıdır. Yukarıda da söylemiştik, bizler bize emredilenleri, yasaklananları, ibadetleri birinci planda Allah rızası için yapıyoruz. Özellikle taabbudi hükümlerde bunun farkına varabildiğimiz gibi ta’lili hükümlerde de bu prensibi gözden kaçırmamalıyız. Taabbudi hükümlerde Allah rızasını kazanmayı nasıl benimsediysek talili hükümlerde de Allah rızasını kazanmak bizler için bir görev olmak durumundadır. Sözgelimi namaz kılmak taabbudi bir hükümdür asıl hikmetini Allah bilir ve bizler namazı Allah emrettiği için ve onun rızasını kazanmak için kılarız. Ölçü ve tartıda adaletli olmak ise ta’lili bir hükümdür. Hikmeti ve faydalarının çoğu aşikardır.toplum düzeninin sağlanması ve adalet terazisinin sapmaması için ölçü ve tartıda dürüstlük iktisadi hayatın en önemli unsurudur.bu sebeple de Müslümanların adaletten ve dürüstlükten ayrılmamaları gerekmektedir. Bunu yaparken de islamda çok önemli bir mevkiyi işgal eden niyet kavramı, Müslümanlar için önemli bir yol ayrımını teşkil eder

. Müslüman bir tüccar toplumsal baskı veya ceza görme sebepleriyle mi yoksa gerçekten Allah rızasını kazanmak için mi ölçü ve tartıda adaletli davranmaktadır, sorusu burada ayrılan iki farklı yolu tecessüm etmektedir. Sığ bir düşünceyle irdelendiğinde önemsizmiş gibi algılanabilen bu tespit, bugün modern Müslümanların belli başlı sorunlarının temelinde yatan bir sorunsalı vurgulaması bakımından çok önemlidir.

Devletin cezasından çekinen tüccar ve Allahın cezasından çekinen tüccar modern müslümanın zihninde insanları kandırmaması bakımından birbirinden farkları olmayan iki tip olarak şekillenmektedir. Bu da laik devletin emir ve yasaklarıyla Allahın emir ve yasaklarının aynı kefeye konmasına, hatta laik devletin kanunlarının cari olduğu için daha fazla etkili olduğu kanısının doğmasına neden olmuştur. Bu kanıya sahip olan bugün bir yahudiden bir hristiyandan bahsetmiyoruz. Bahsedilen insan tipi kendi öz dininden bihaber olan modern müslümandan başkası değildir. kendi kanunu bilmeyen, kendi hukukunu bilmeyen ,amentüye iman edipte Allahın emir ve yasaklarını bilmeyen modern Müslüman , onun bunun kanunuyla toplumsal düzeni sağlamaya çalışmaktadır.şimdi konumuzu biraz daha açıklığa kavuşturalım ve modern müslümanın hangi emir ve yasaklarla acizliğe düçar olduğunu görelim.

Bugün Allahın emir ve yasaklarına karşı laik devletin emir ve yasakları geçerli hukuk sistemini oluşturmaktadır. İlahi hukuk Müslümanların vicdanlarına ve aynı zamanda topluma hitap eden bir hukuktur. Yapılmamasını istediği fiillere üç şekilde ceza vereceğini vaat eder. Birincisi vicdanlarda, ikincisi devlet eliyle üçüncüsü ise ölümden sonra olmak üzere kaçışı olmayan,muhakkak gerçekleşecek olan cezaları ihtiva eder islam hukuku. beşeri hukuk ise islam hukuku karşısında yalnızca dünyada vereceği yıldırıcı olmayan ceza sistemiyle islam hukukuna rakip olma iddiasını taşımaktadır. Diğer bir önemli fark ise yapılan iyi işlerden dolayı beşeri hukukta mükâfat yoktur.(bunun aksini kimse iddia edemez. Örneğin, bugüne kadar hiçbir beşeri hukuk ölçü ve tartıda adil davrandı diye bir bakkala mükâfat vermemiştir.)hâlbuki islam hukuku bırakın iyi iş yapanları, kötü işleri yapmayanlara bile mükâfatların en büyüğünü cenneti vermekle inananları ödüllendirecektir.

 Bu konuyla ilgili sonuç şudur. beşeri hukuk insanlara bazı yasaklar getirir ve der ki hiç kimse seni görmeyecekse hiçbir şekilde yaptığın kötü iş ispatlanamayacaksa o kötü fiili işleyebilirsin.islam hukuku da derki Allahın seni görmediği her yerde kötü fiil işleyebilirsin. İşte beşeri hukukla ilahi hukukun arasındaki dağlar kadar farkı doğuran amiller genel olarak bunlardır.

Sonuç olarak Müslümanların devlet cezası korkusuyla yâda Allah rızasını kazanmak amacıyla hareket etmesinin arasındaki farkta buradan kaynaklanmaktadır. Allah rızası niyetiyle yapılan her iş ister talili, ister taabbudi isterse mübah olsun ebedi olarak muhkem olacaktır, karşılığı binlerce kat olarak geri dönecek, gerek dünya hayatında bereketli bir yaşam gerekse ahiret hayatında sonsuz mutluluk olarak inananların karşısına çıkacaktır. İslamın emir ve yasakları düzenli bir hayatın ve toplum düzeninin oluşturulabilmesi için konulmuş hudutlardır. Bu hudutları gereksiz yere geçmek hiçbir Müslüman’a yakışacak bir davranış değildir. Bütün Müslümanlar inançlarının gereği olarak emir ve yasakların doğrultusunda hareket etmelidirler. Bu bizleri yaratan Allahın ezeli ve ebedi isteğidir.ve bu istekleri gerçekleştirmek bizim boynumuzun borcudur.

İsmail Serdar FİDAN
İslam Hukuku Araştırmacısı

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !